28 Ocak 2021 Perşembe

Orhan Veli Kanık


SERESERPE 

Uzanıp yatıvermiş, sereserpe; 

Entarisi sıyrılmış hafiften ; 

Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor; 

Bir eliyle de göğsünü tutmuş. 

içinde kötülüğü yok, biliyorum; 

Yok, benim de yok ama… 

Olmaz ki! 

Böyle de yatılmaz ki! 

(Varlık, 1.9.1946)



İÇİNDE 

Denizlerimiz var, güneş içinde; 

Ağaçlarımız var, yaprak içinde; 

Sabah akşam gider gider geliriz, 

Denizlerimizle ağaçlarımız arasında, 

Yokluk içinde.





ŞANOLU ŞİİR 

Kadehlerin biri gelir, biri gider, 

Mezeler çeşit çeşit; 

Bir sevdiğim şanoda şarkı söyler; 

Biri yanıbaşımda, 


İçer içer, ötekini kıskanır. 

Kıskanma, güzelim, kıskanma; 

Senin yerin başka, 

Onun yeri başka.


UYKU 

Üzerinde beni uyutan minder 

Yavaş yavaş girer ılık bir suya, 

Hind'e doğru yelken açar gemiler, 

Bir uyku âlemine doğar dünya. 


Sırça tastan sihirli su içilir, 

Keskin Sırat koç üstünde geçilir, 

Açılmayan susam artık açılır 

Başlar yolu cennete giden rüya... 

(1936/Varlık. 1.6.1937)



KAPALI ÇARŞI 

Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin, 

Sandık odalarında; 

Senin de dükkânın öyle kokar işte. 

Ablamı tanımazsın, 

Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı; 

Bu teller onun telleri. 

Bu duvak onun duvağı işte. 

Ya bu camlardaki kadınlar? 

Bu mavi mavi, 

Bu yeşil yeşil fistanlı... 

Geceleri de ayakta mı dururlar böyle? 

Ya şu pembezar gömlek? 

Onun da bir hikâyesi yok mu? 

Kapalı Çarşı deyip de geçme: 

Kapalı Çarşı, 

Kapalı kutu. 

(Varlık, 1.3.1947)



GÜN DOĞUYOR 

Dili çözülüyor gecelerin. 

Gölgeler kaçışıyor derine. 

Alıp sihrini bilmecelerin: 

Gün doğuyor şehrin üzerine. 


Korkarak şekl'alıyor bacalar, 

Gün doğuyor şehrin üzerine. 

Bakıyorlar günün gözlerine 

Gözleri uykulu atmacalar. 


Sallayarak dallarını kavak 

Yükseliyor her günkü yerine, 

Gün doğuyor şehrin üzerine, 

Mavi bir ışıkla ağararak. 


Gün doğuyor şehrin üzerine, 

Renk renk hacimle doluyor her yer. 

Dalıyor dağınık yüzlü evler 

Hâlâ yanan sokak fenerine. 


Toprak kımıldıyor yavaş yavaş, 

Gün doğuyor şehrin üzerine; 

Bembeyaz gece çiçeklerine 

Sabahla düşüyor bir damla yaş. 


Ve bir deniz hücumu halinde 

Gün doğuyor şehrin üzerinde. 

(Nisan 1938/Varlık, 15.3.1937)


OARİSTYS 

In Memoriam 

Ey hâtırası içimde yemin kadar büyük, 

Ey bahçesinin hoş günlere açık kapısı

Hâlâ rüyalarıma giren ilk gözağnsı, 

Çocuk alınlarda duyulan sıcak öpücük. 


Ey sevgi dalımda ilk çiçek açan tomurcuk, 

Kanımın akışını yenileştiren damar, 

Gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar 

İçime yeni bir fecir gibi dolan çocuk. 


Ey tahta perdenin üzerinden aşan hatmi 

Ve havaları seslerimizle dolu bahar, 

Koşuştuğumuz yollar, oynadığımız sular, 

Kâğıttan teknesinde sevinç taşıyan gemi. 


Duyup karşı minarede okunan yatsıyı

Yatağıma sıcaklığını getiren rüya. 

Denizlerde onunla yaşadığım dünya 

Ve ey ufku beyaz cennetlere giden kıyı. 


Ah! Birçok şeyler hatırlatan erik ağacı

Ve o ilk yolculukla başlayan hasret, zindan; 

Atları çıngıraklı arabanın ardından, 

Beyaz, keten mendilinde sallanan ilk acı. 


(Haziran 1936/Varlık, 1.12.1936)



EBABİL 

Alıp içinde sesler uçuşan bu akşamdan 

Hafızamı bir deniz kıyısına çeken yol, 

Aydınlık rüyaların peşine düşen gondol, 

Mavi bir denizde yüzer gibi yanan şamdan. 


Tuşların üstünde karanlığın heyulası

Ve birden kalbe çırpınışlar veren hâtıra, 

Çekmede beni saadet dolu dünyalara 

Mine parmaklarında sadalaşan hülyası. 


Sıyrılmada gözlerimden yıllarca geceler, 

Ve yalnız kalmada bir yaza râm olan sahil, 

Uçuşmada gökyüzünde bir sürü ebabil: 

Sevgimi ve hasretimi ebedî kılan yer. 


Açık pancurlarından seslerin dökülüşü. 

Bir göl mü ürpermede ruhun uzaklarında? 

En yakın sevgiyi duymayan dudaklarında, 

Her yaşayıştan daha güzel olan gülüşü. 


Ilık gölgelerde uyutup düşünceleri 

Beyaz etekleriyle bana göründüğün an 

Ve kapıları yeşil sabahlara açılan 

Sıcak tahayyüllerle dolu yaz geceleri. 


Renkli fanusların altına doğan dünyası, 

Omuzlarında ayışığından örgülerle 

Eklenmede içime hasret kaldığım yerle 

Mine parmaklarında sadalaşan hülyası. 


(Temmuz 1936/Varlık, 1.12.1936)


DÜŞÜNCELERİMİN BAŞUCUNDA 

Hasretimin yıllardanberi bel bağladığı., 

İşte odur düşüncelerimin başucunda. 

O, göğsünün taşkın hareketi avucunda 

Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı. 


Kendi bahçesidir onu içinde gördüğüm. 

Yollar yine her günkü gibi yaz uykusunda 

Ve yaban çiçeklerinin buruk kokusunda 

Her ikindi günlük rüyasını gören mürdüm. 


Onun da dudaklarında bir eskiye dönüş

O da yüzmede bir ses yığını üzerinde, 

Bin hâtırayı bir anda duyan gözlerinde 

İnsana ruhlar dolusu haz veren düşünüş. 


Sonra kızlık kadar temiz, aydın bir açılma, 

Evine giden toprak yolda o yine çocuk, 

Yine uykuyla başlayan âlemde yolculuk 

Ve taptaze sabahlar kayısı dallarında.

 

Hasretimin yıllardanberi bel bağladığı., 

İşte odur düşüncelerimin başucunda. 

O, göğsünün taşkın hareketi avucunda 

Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı. 

(Eylül 1936/Varhk, 1.12.1936)


BUĞDAY 

Düzüldü uçsuz bucaksız alay, 

Çıngıraklar çalar kapılarda. 

Düzüldü uçsuz bucaksız alay, 

Bak, son hasad başladı rüzgârda. 


Okundan ayrılmak üzere yay, 

Kuyuların ağzı genişledi. 

Okundan ayrılmak üzere yay, 

Korku tâ kemiğime işledi. 


Savruluyor gökyüzünde buğday, 

Gölgeler uzaklaşıyor yerde, 

Savruluyor gökyüzünde buğday, 

Tanrım! Tanrım! Bir deva bu derde.. 


Düzüldü uçsuz bucaksız alay, 

Çıngıraklar çalar kapılarda. 

Düzüldü uçsuz bucaksız alay, 

Bak, son hasad başladı rüzgârda.


Undan bize de pay, bize de pay. 

Koşun. Buğday dağıtıyor Yusuf. 

Undan bize de pay, bize de pay, 

Çökmeden sonu gelmeyen küsuf. 


Eriyecek tencerede kalay, 

Çocuklar anlaşmasınlar dağda, 

Eriyecek tencerede kalay, 

Yetişmeyecek Ömer imdada. 


Altında aynı eyer, aynı tay 

Arayıcısı herkes bir sesin; 

Altında aynı eğer, aynı tay 

Seferi aynı köye herkesin. 


Artık kuruldu bu kervansaray, 

Boşuna düşünür ihtiyarlık. 

Artık kuruldu bu kervansaray, 

Şimdi seslerle dolu mezarlık. 

(Eylül 1936/Varhk, 15.1.1937)


AVE MARIA 

Rüzgâr tersine esiyor.. 

Niçin? Eski günler geri mi gelecek? 

Kımıldıyor kozasında böcek 

Bildiği hayata doğmak için. 


Neden içimize doldu vehim? 

Ah ümit., ümit, yollar boyunca. 

Düşünmez miydi akşam olunca 

Hacer'in kollarında İbrahim? 


Ve gemisinde Kleopatra? 

Neden yine kaynaştı havalar? 

Saadet mi getiriyor rüzgâr 

Dolarak erguvan atlaslara? 


Elimize değen kimin eli? 

Kimdir bu muammalarla gelen? 

O mu, helezonlara yükselen, 

Saba ellerinin en güzeli? 


Sesler mi çözülüyor derinde, 

Nedir durup dinlediklerimiz, 

Şarkı mı söylüyor Semiramis 

Babil'in asma bahçelerinde? 


Omzundan örtüler kaydı yere. 

Kim bu, kim alnımızdaki yazı? 

Gözlerinde günahının hazzı

Gülüyor saz benizli bakire. 

(Eylül 1936/Varhk, 1.2.1937)


AÇSAM RÜZGÂRA 

Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş

Maviliklerde sefer etmek, 

Bir sahilden çözülüp gitmek. 

Düşünceler gibi başıboş. 


Açsam rüzgâra yelkenimi; 

Dolaşsam ben de deniz, deniz. 

Ve bir sabah vakti, kimsesiz 

Bir limanda bulsam kendimi. 


Bir limanda, büyük ve beyaz. 

Mercan adalarda bir liman. 

Beyaz bulutların ardından 

Gelse altın ışıklı bir yaz.

 

Doldursa içimi orada 

Baygın kokusu iğdelerin. 

Bilmese tadını kederin 

Bu her âlemden uzak ada.


MASAL 

Çocuk gönlüm kaygılardan azade 

Yüzlerde nur, ekinlerde bereket; 

At üstünde mor kâküllü şehzade; 

Unutmaya başladığım memleket, 


Şakağımda annemin sıcak dizi, 

Kulağımda falcı kadının sözü, 

Göl başında padişahın üç kızı, 

Alaylarla Kafdağına hareket. 

 (1936/Varlık. 1.8.1937)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Erdem Beyazıt

  Bulmak Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma Bir bakışın can v...