14 Kasım 2021 Pazar

Erdem Beyazıt

 

Bulmak

Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine Kapılıp gidiyorum saçının sellerine Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm Erdem Beyazıt

5 Ekim 2021 Salı

Bir Kırlangıç Hikayesi

 

Bir Kırlangıç Hikayesi

Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Penceresinin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra....
Küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş. Tık...tık...tık... Adam cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş. Bir meşgulmüş, bir meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç! Heyecanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış:
--Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini, niçinini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşalayım. Adam birden parlamış. Yok daha neler?
--Durduk yerde sen de nereden çıktın şimdi? Olmaz alamam! demiş. Gerekçeside sersemceymiş:
--Sen kuşsun! Hiç kuş insana aşık olurmu?
Kırlangıç mahçup olmuş. Başını önüne eğmiş. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş:
--Adam, adam! Hadi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam. Adam kararlı, adam ısrarlı:
--Yok, yok ben seni içeri alamam demiş. Biraz da kabamıymış neymiş, lafı kısa kesmiş:
--İşim gücüm var, git başımdan!
Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş:
--Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın! Yalnızlığını paylaşırım... demiş.
Bazıları, gerçekleri duymayı sevmezmiş. Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş. Pek bir sinirlenmiş.
--Ben yalnızlığımdan memnunum demiş.
Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş. Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca, başını önüne eğmiş, çekip gitmiş. Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş:
--Hay benim akılsız başım demiş.
--Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, keyifli vakit geçirirdik birlikte.
Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş. Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş:
--Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim.
Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş. Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş. Ama... Onun ki hiç görünmemiş! Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış. Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş. Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:
--Kırlangıçların ömrü altı aydır...

**************
Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elinize geçer ve değerlendiremezseniz uçup gider. Hayatta bazı insanlar vardır, sadece bir kez karşınıza çıkar, değerini bilemezseniz kaçıp giderler. Ve asla geri gelmezler. Dikkatli olun... Farkında olun... ve bir düşünün bakalım:
-Acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?

22 Mayıs 2021 Cumartesi

ikinci yeniciler

 ikinci Yeni Akımı Nedir? Özellikleri Nelerdir?


Türk Edebiyatının diğer ülkelerin edebiyat literatürüne kıyasla renkli olmasının, kendi içinde çeşitli kollara ayrılmasının sebebi dilimizin genişliği ve edebiyata gönül verenlerimizin rengârenk dünyalarıdır. Bu renkliliklerin içinde yer alan İkinci Yeni Akımı, Garipçiler gibi akımlar bu renklerden yalnızca bazılarıdır.

İkinci Yeni Akımı 1950 yılında Ülkü TamerEdip CanseverCemal SüreyaTurgut Uyarİlhan BerkEce Ayhan ve Sezai Karakoç gibi ünlü şairlerin temsilcisi olduğu,  Garipçilere ve 1940 öncesi toplumcu gerçekçi kuşağına tepki olarak doğmuş bir akımdır. Bu akımdan etkilenen her bir şair, farklı yollar izleyerek, şiirimize yeni imgeler, çağrışımlar ve soyutlandırmalar getirerek edebiyatımıza gerçeküstü şiirler kazandırmışlardır.

İkinci yeni, Garip akımının tersine bir şekilde yola çıkar, anlamca kapalılık, somutlara karşı soyutlamayı getirerek halk şiirine sırt çeviren bir akımdır. İkinci Yeniciler için öncelik biçimdir. Cemal Süreya ‘biçimi önemsiyoruz, bunu da gerekli görüyoruz ’demiştir.

İkinci Yeni, Garipçilerin tersine birbirinden farklı olan şairlerin arayış ve sezgileri ile dağınık uçlar vererek oluşturduğu bir şiir akımıdır. Garip şiirinin zaman içinde yozlaşmasından dolayı bu akımın doğduğu düşünülür.


İkinci Yeni Şiirinin Öne Çıkan Temaları 


Boşluk duygusunun çok fazla yer aldığı, yenilmiş ve bezmiş bir ruh hali, yalnızlık duygusu ikinci yeni şiir akımının öne çıkan temalarıdır. İkinci yeni şiir akımının kapalı üslubu halk folklorundan, türkülerden, doğa güzelliklerinden çok uzaktır. 

İkinci yeni akımı II. Dünya savaşının neden olduğu toplumsal yoksulluk, tek parti yönetiminin dayatmacı politikaları sonucunda bunalıma giren ve kendini ifade etmek isteyen aydınların tarzına oldukça yakındır. İkinci yeni akımcılar kapalı ve kilitli bir dil tarzını tercih ederler.

 İçlerine kapanarak yeni bir dil dünyası kurarlar. Bu şiir dilini anlamak için donanımlı ve kültürlü bir okuyucu kitlesi olmak gereklidir. 


İkinci Yeni Şiir Akımının Genel Özellikleri 


İkinci yeni şiir akımı
 imgelere kapılarını sonuna kadar açan, sıradanlıktan sıyrılarak edebi sanatlara özgürlük tanıyan bir akımdır. İkinci yeni akımının özellikleri;

Çok geniş bir okuyucu kitlesine sahip olmasa da Türk Edebiyatına yeni bir renk kazandırmıştır

Şiir için şiir anlayışını benimsemiş, toplum, ahlak, gibi konuların şiirlerin dışında tutulması gerekliğine inanmış ve savunmuşlardır.

Anlam bütünlüğü şiir için gerekli değildir inancını savunmuşlardır

İkinci yeni akımın bir diğer inanışı olan şiir öykü anlatmamalı diğer edebi türlerinden kendini net bir çizgi ile ayırmalıdır

Bu nedenden dolayı şiirlerde olay ve konu yer almaz.

Görünümü, eşyayı ve insanı gerçeküstü soyutlamalar ile anlatmışlardır.

İkinci yeni şiir akımcılarına göre şiir ahenk ve ölçü değil musiki ve anlatım zenginliği ile süslenmelidir.

Dadaizm, sürrealizm İkinci Yeni şiir akımına yer yer kaynaklık sağlar.

Oktay Rıfat ise Perçemli Sokak’ı çıkararak bu akıma sonradan dâhil olmuştur.  Çağdaş Türk şiirinin en önemli akımıdır. 


İkinci Yeni Akımının Temsilcileri 


İkinci yeni akımının temsilcileri olan şairlerin dışında daha sonra Garipçilerden olan Oktay Rıfat ve Melih Cevdet katılmıştır. İkinci yeni şiirde duygu ve hayal olgusu ön plandadır. Duyguları ve hayalleri oldukça iyi temsilcilerden oluşması tesadüf değildir.


Cemal Süreya(1931-1990)

Cemal Süreya kendine has söyleyişleri ve şaşırtıcı betimlemeleri ile zengin bir diriliğe sahip imgeleri ile ikinci yeni akımının en güzel örneklerini sunmuştur. Cemal Süreya kendi kültür birikimi ve kendine özgü bir anlatım tarzı ile bütünleşmiş şiirlerdir.


Beni Öp Sonra Doğur Beni

Şimdi,

Utançtır tanelenen sarışın çocukların başaklarında.

Ovadan Gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan,

Çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalardan

Gelip sesime yerleşiyor sesimin esnek baldıranı

Sesimin alaca baldıranı

Ve kuşlara doğru

Fildişi: Rüzgarın tavrı

Dağ: Güneş iskeleti

Tahta heykeller arasında 

Denizin yavrusu kocaman

Kan görüyorum taş görüyorum

Bütün heykeller arasında

Karabasan ılık acemi

-Uykusuzluğun sütlü inciri-

Kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü, beni öp sonra doğur beni.


Turgut Uyar (1927-1985)

Turgut Uyarın ölçülü ve uyarlı olan ilk şiiri Yol Yedigün Dergisi'nde çıkmıştır. İkinci yeni akımının şairi olarak tanınmak istemese de yazdığı şiirlerde kullandığı dil ve betimlemeler ile bu akımın öncülerindendir. Şiirlerinde devamlı bir arayışta olan Turgut Uyar, Divan ve Halk şiirlerinden yararlanmayı bile denemiş ve sonra kendi şiirini oluşturmuştur.


Tut Ki Ben

Tut ki sen bir şiiri çok iyi yazsan

Ya da çok iyi bir şiir yazsan

Bir saatin aralıksız işleyişi

Bir çocuğun bir sokak kedisini sevişi

Bilmem ki, sanki güzel bir akşam gibi

Onun için her akşamı iyi yaşamalıyım

Yani kıskanılan onu

Demek istediğim hepsi.


Sezai Karakoç (1933-…)

Sezai Karakoç ikinci yeni tarzından yararlanarak özü İslami olan mistizmle etkisinde şiirler yazdı. Devlet ve millet temalı şiirlerine oldukça farklı boyutlar getirmiştir. Özellikle Şahdamar ve Köpükten eserlerinde kapalı bir anlatım eşliğinde ikinci yeni akımı şairleri gibi zengin imge ve serbest çağrışımlar içerir.


Mona Roza

Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller


Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar


Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek.


Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana


Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur


Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar


Ülkü Tamer(1937-1 Nisan 2018)


Geçtiğimiz günlerde yaşama veda eden büyük şair Ülkü Tamer ilk kitabı olan Soğuk Otların Altında ve sonraki şiirlerini ikinci yeni akım tarzını duyarlılık yansıtan soyutlamalar ve özgün imge anlayışı ile yazmıştır.

Oldukça yalın bir dil kullanan Ülkü Tamer, şiirlerinde zamanla toplumsal kaygıları ağırlık vermiştir.


Güneş Topla Benim İçin

Seher yeli çık dağlara

Güneş topla benim için

Haber ilet dört diyara canım

Güneş topla benim için


Umutların arasından

Kirpiklerin karasından

Döşte bıçak yarasından canım

Güneş topla benim için


Seher yeli yar gözünden

Havadaki kuş izinden

Geceleri gökyüzünden canım

Güneş topla benim için.


İlhan Berk (1918-2008)


İlhan Berk ilk şiirlerini Manisa Halkevi tarafından çıkarılan Uyanış dergisinde yer aldı. Şiirlerinde ses ve müzik kullanmaktansa anlamca kapalı şiirler yazmıştır. İlhan Berk ressam olmasının yanı sıra, sıradışı bir şair olduğunu kendi kendine sapkın nakkaş olarak isimlendirerek Türk şiirine yeni bir boyut kazandırmıştır. 


Ne Böyle Sevdalar Gördüm Ne Böyle Ayrılıklar

Ne zaman seni düşünsem 

Bir ceylan su içmeye iner 

Çayırları büyürken görürüm

Her akşam seninle 

Yeşil bir zeytin tanesi 

Bir parça mavi deniz 

Alır beni

Seni düşündükçe 

Gül dikiyorum elimin değdiği yere 

Atlara su veriyorum 

Daha bir seviyorum dağları.


Edip Cansever(1928-1986)

İkinci yeni akımının en özgün örneklerini okurlara sunan Edip Cansever şiirlerinden sevinç duygusu zaman içinde yerini bunalımı toplumsal kaygı ve yıkıcı bir umutsuzluğa bırakmıştır. 

Diğer ikinci yeni akım temsilcileri gibi anlamsızlığı hiçbir zaman savunmadı. Yazdığı şiirler kapalı, anlaşılması güç olsa da daha sonraları anlamdan ayrılmayan şiir türüne yöneldi.


Yerçekimli Karanfil

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde 

Oysaki seninle güzel olmak var 

Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi 

Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda 


Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte 

Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel 

O başkası yok mu bir yanındakine veriyor 

Derken karanfil elden ele.


Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle 

Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil 

Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk 

Birleşiyoruz sessizce.

Ece Ayhan (1931-2002)

Ece Ayhan şiirlerinin kilit noktasını dil olarak tanımlamıştır. Şiirleri okuyucuları şaşırtma ve anlayışı üzerinden bezelidir. Asım Bezirci Ece Ayhan’ı ikinci yeninin n özgün temsilcisi olarak değerlendirir. 

Sürrealist teknikleri şiirlerinden en muntazam kullanan şairdir. 


Mor Külhani

1.Şiirimiz karadır abiler

Kendi kendine çalan bir davul zurna

Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan

Taşınır mal helalarında kara kamunun

Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler


2.Şiirimiz her işi yapar abiler

Valde Atik'te Eski Şair Çıkmazı'nda oturur

Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür

Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta

Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette  herhal abiler


3.Şiirimiz gül kurutur abiler

Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın

Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga'ya kaçan

Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu

Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir

Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler. 

İkinci yeni akımın öncülerinden sayılan Edip Cansever, Turgut Uyar, Cemal Süreya bu akımı kabul etmemektedirler. Bundan yıllar evvel Tomris Uyar tarafından gerçekleştirilen açık oturumda şu konuşmalar geçmiştir.


Tomris Uyar:
  İkinci yeni olayına açıklık getirebilirsiniz?


Cemal Süreya:
 Oktay Rıfat ikinci Yeni’yi ben kurdum diyor. İyi de biz 1950 yılından sonra başlıyor şiirlerimiz ama kitap çıkarmıyoruz. 


Oktay Rıfat
 ise perçemli sokağı 1956’da çıkarıyor kitapta yer alan şiirlerin hiç biri önceden yayınlanmıyor. Bir ön sözle akımı üstlenmeye kalkıyor. Yeditepe şiir ödülünü aldıktan sonra kendisi ile yapılan bir konuşma da Şiir Nedir? 

Sorusuna Halkın Sosyal dertlerine deva bulmaktır diye cevaplıyor Rıfat. Bundan 3 ay sonra da yeni akımı kurduğunu iddia ediyor. Bu konuyu Oktay Rıfat’ın takvim yanlışlığına verirsek eğer demek ki şiirlerini önce dergilerde yayınlanan bizim şiirlerimize göre yazmış. 

Ayrıca oldukça mekanik şiirlerdir ve tam oturmamıştır. 


Edip Cansever:
 Bende a dergisinde söyledim.  Toparlayacak olursam ikinci yeniliği kabul etmiyoruz hiçbirimiz fakat tutalım ki kabul ettik. 

Bizler belli bir kuramdan yola çıkmıyoruz ki bu kurama uygun olanı öncelikle Oktay Rıfat bulmuş olsun mantığa uygun değil. Hepimizin şiiri başka bir şiir ortak bir kurama bağlayamayız olmayan bir şey daha önce nasıl yapılabilir?

Bir dönem büyük ses getiren ikinci yeni akımı hakkında, merak edilenleri bir araya toplayarak Türk Edebiyatının başka bir rengini anlatmaya çalıştık. 

30 Ocak 2021 Cumartesi

Sezai Karakoç

 Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var.
Yağmur iri iri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı.
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.

Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen,
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister,
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.






SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİN

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin

Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili




ALIN YAZISI SAATİ

Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbul'da parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü
Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini
İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti
Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali
İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni
Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin
Kozmik bakış metafizik sezgi
Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi
Hep İstanbul'da kırık dökük
Parçalanmış silinmiş sönmüş
Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu
Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
Kimbilir belki o da dirilecek benimle
İslam Milletinin dirilişinde
O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
İnsanın insan olduğu o günde
Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir
Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
Doğrul ve kalk ayağa
Kemiklerinle etin arasında
Sonsuz güç topla korku ve muştuyla
Mucize muştusuyla
Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
Gecenin tüyleri savruluyor havaya
Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz

Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
Denizle yaşadım denizle öldüm
Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
Denizden denize yükseldim
Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları
Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
-Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken
Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
olup biteni
O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
Bir kartal taşırken yere düşmüş
Ve kalakalmış kaldığı yerde
Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
Yemişler ötesini berisini
Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı
Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
Yeniden sularından içelim kana kana
Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
Gerekirse
Ruhumuzun susadığı hakikat olan
Evrensel İslam Barışının zaferi için
Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
Göğe çıkan İsa yere insin diye
-Fazla çıkardılar göğe-
Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
Savaşırım doğudan daha doğu
Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
Zulme karşı savaşabilirim
İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
Ebedi hakikat budur
Bunun için savaşırım ben
Bunun için kanım helal olsun
Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak
İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak
Bunun için savaşırım ben
Servi için savaşırım çınar için savaşırım
Tozlanmamış gün doğuşu için
Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
Tuz deniz damlasında gülsün
Çam denizle gülüşsün
Su tenimizle barışsın
Ruhumuzla ışısın diye
Savaşçıyım ben atalarım gibi
İstanbul için savaşırım
Bağdat'ın dervişlik ortağı
Şam'ın kılıç kardeşi
Olan İstanbul için
Benim güneşimden öteye kimse gidemez
Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
"Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır"
Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk
İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
Kıyamete kadar söylenecek türkü

Erdem Beyazıt

  Bulmak Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma Bir bakışın can v...